Çok Konuşmak Bir Deyim midir? Kelimelerin Gücü, Sınırları ve İnsan Hikâyeleri
İnsan, konuşarak var olur. Düşüncelerini sesle şekillendirir, duygularını kelimelerle taşır, hayatını cümlelerle anlamlandırır. Ama bazen konuşmak öyle bir hâl alır ki, söz artık anlamını yitirir; kelimeler bir köprü olmaktan çıkar, gürültüye dönüşür. İşte tam da burada aklımıza gelen soru şu: “Çok konuşmak” bir deyim midir? Yoksa yalnızca günlük hayatın sıradan bir eylemi midir?
“Çok Konuşmak”ın Dilbilimsel Kimliği
Öncelikle teknik tanımla başlayalım: Türk Dil Kurumu’na göre deyim, “Genellikle gerçek anlamından farklı, mecazlı bir anlam taşıyan ve kalıplaşmış söz öbeği”dir. Bu tanıma göre “çok konuşmak” mecazlı değil, doğrudan anlamda kullanılan bir ifadedir; yani deyim değil, basit bir fiil grubudur.
Ancak mesele burada bitmez. Çünkü her ne kadar dilbilimsel olarak deyim sayılmasa da “çok konuşmak” ifadesi, kültürümüzde ve sosyal ilişkilerimizde mecazî bir yük taşır. Bu yük, kimi zaman bir eleştiri, kimi zaman bir gözlem, kimi zaman da bir uyarıdır. İnsanlar “çok konuşuyorsun” dediklerinde aslında “dinlemiyorsun”, “konuya saygı duymuyorsun” ya da “gereksiz ayrıntıya boğuyorsun” demek ister.
Sosyal Bir Gerçek: İnsanlar Gerçekten Ne Kadar Konuşur?
Bilim dünyası, “çok konuşmak” meselesine de mercek tutmuş durumda. 2007’de Arizona Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, ortalama bir insan günde yaklaşık 16.000 kelime kullanıyor. Bu, neredeyse küçük bir roman yazmaya yetecek kadar çok. İlginç olan ise, kadın ve erkekler arasında bu konuda belirgin bir fark bulunmaması. Yani “kadınlar daha çok konuşur” klişesi bilimsel olarak pek de doğru değil.
Ancak konuşmanın süresi kadar, kalitesi ve bağlamı da önemli. Harvard Business Review’un 2018 tarihli bir çalışmasına göre, toplantılarda sürekli konuşan kişilerin fikirleri, az ve öz konuşanlara kıyasla %30 daha az etkili olarak algılanıyor. Yani çok konuşmak, bazen az şey anlatmak anlamına da gelebiliyor.
Bir İnsan Hikâyesi: Sözle Köprü Kurmak ya da Yıkmak
Bir zamanlar öğretmenlik yapan Ali Bey, öğrencilerine hep aynı öğüdü verirdi: “Az söyle, çok düşündür.” Gençliğinde, her şeyi anlatmanın daha çok etkileyeceğini sanmıştı. Ama yıllar içinde fark etti ki, dinleyenlerin aklında kalan sözler, en uzun cümleler değil; en anlamlı olanlardı.
Bir gün bir öğrencisi gelip şöyle dedi:
“Hocam, sizin sessiz kaldığınız derste daha çok şey öğrendim.”
Bu söz, Ali Bey’in hayatında dönüm noktası oldu. O günden sonra konuşmalarını yarıya indirdi. Sonuç? Öğrenciler daha çok soru sormaya başladı, daha çok düşündü, daha çok katılım sağladı. Ali Bey anladı ki, bazen çok konuşmak değil, doğru yerde susmak iletişimin gerçek gücünü ortaya çıkarır.
Kültürel Bir Ayna: “Çok Konuşan Az Dinler”
Türk kültüründe çok konuşmak genellikle olumsuz bir nitelik olarak görülür. Atasözlerimiz bile bu konuda epey nettir:
“Çok konuşan çok yanılır.”
“Söz gümüşse, sükût altındır.”
Bu atasözleri, konuşmanın değil, dinlemenin ve ölçülülüğün değerini hatırlatır. Çünkü toplumsal ilişkilerde dengeyi sağlayan şey yalnızca sözcüklerin çokluğu değil, onların ne zaman ve nasıl söylendiğidir.
Çok Konuşmak: Bir Kusur mu, Bir Becerinin Yan Etkisi mi?
Peki “çok konuşmak” her zaman kötü mü? Aslında hayır. Doğru yerde ve amaçla yapıldığında bu bir iletişim becerisi olabilir. Liderlik, öğreticilik, ikna kabiliyeti gibi alanlarda güçlü söz ustalığı avantaj sağlar. Sorun, konuşmanın kontrolsüzleştiği ve amacını aştığı noktada başlar.
Modern iletişim teorileri, sağlıklı bir etkileşimde konuşmanın %50’sini, dinlemenin de %50’sini oluşturması gerektiğini söyler. Yani denge, bu konunun da kilit noktasıdır.
Sonuç: Deyim Değil Ama Derin Bir Davet
“Çok konuşmak” teknik olarak bir deyim değildir. Ancak sosyal hayatta taşıdığı anlam, basit bir fiil grubunun çok ötesindedir. Bir karakter özelliği, bir iletişim biçimi, bazen bir savunma mekanizması, bazen de bir kontrol aracıdır.
Sözün özü: Asıl mesele ne kadar konuştuğumuz değil, ne kadar anlam kattığımızdır. Kelimelerle köprü mü kuruyoruz, yoksa onları yıkıyor muyuz?
Sohbeti Büyütelim:
Sizce çok konuşmak gerçekten bir kusur mu, yoksa doğru kullanıldığında güçlü bir yetenek mi? Günlük hayatınızda sizi en çok rahatsız eden “çok konuşma” örnekleri neler? Yorumlarda birlikte tartışalım.