Kaç Basamaktan Sonra Korkuluk?
Bazen hayat, küçük adımlarla başlamaz. Bazen hayat, büyük bir merdiveni tırmanırken, bir an durup her basamağı düşünmekle başlar. Her adım, bir değişim, bir karar, bir yolculuk. Ve bazen o basamakları tırmanırken, bir korkuluğun, bir güvenlik duvarının ne kadar gerekli olduğunu hissedersiniz.
Bir zamanlar, çok uzak olmayan bir köyde, Eylül ve Mete adında iki kardeş yaşardı. Eylül, her zaman dikkatli ve empatikti. Gözleri her zaman başkalarının halini okur, ses tonunda bir sıcaklık ve duygu vardı. Mete ise, her şeyin bir çözümü olduğuna inanır, adımlarını her zaman güvenle atardı.
Bir gün, eski taş merdivenleri tırmanarak köyün yüksek yerleşim alanına ulaşmak istediler. Bu yolculuk, her ikisi için farklı anlamlar taşıyordu. Eylül, daha dikkatli, daha temkinli adımlarla ilerliyordu. Her basamaktan sonra kalbinin hızla çarptığını hissediyordu; “Acaba bir şey olur mu?” diye düşünüyordu. Mete ise bir strateji geliştirmişti. “Birkaç adım daha, sonra tam şu noktada dururuz ve izleriz. Hedefe yaklaşmak sadece sayılardan ibaret, ama güvenliği sağlamak önemli,” diyerek her adımda, her hesapta ilerliyordu.
İlk Basamağı Geçerken…
Eylül, ilk basamağa adımını attığında, her şeyin doğru olduğunu hissetti. Ama birkaç adım sonra, gözleri hâlâ merdivenin yukarısına, yükseklere kayıyordu. Birden, bir düşünce kafasında beliriverdi: “Kaç basamaktan sonra korkuluk olmalı?” Onun için, her basamağın ardından bir güven duygusu gelmeliydi. Yükseldikçe, geriye bakmak daha da zorlaşıyor, düşme korkusu artıyordu. “Kaç basamaktan sonra korkuluk olmalı ki?” diye sordu, ama cevabı bulmak kolay değildi. Korkuluk, bir anlamda güveni ve dayanıklılığı simgeliyordu. Fakat ne kadar yükseğe tırmanmalıyız ki, bir korkuluk gerekli olsun?
Mete, birkaç adım önde, merdivenin her basamağında pratik bir çözüm buluyor gibiydi. “Bak, güvenlik için en iyi çözüm, her zaman daha fazla dikkat etmek. Bu kadar basamağa kadar geldik, şimdi her şey strateji ve planlamaya bağlı,” diyordu. O, her şeyin bir formülü olduğuna inanıyordu. Eylül ise, Mete’nin mantıklı yaklaşımlarına saygı duyuyordu, ama bir şey eksikti. Bir şey kalbinin derinliklerinde sızlıyordu. Korkuluk, sadece fiziksel bir engel değil, aynı zamanda psikolojik bir güven unsuru olmalıydı.
Yükseldikçe Değişen Bakış Açısı
Eylül, merdivenin her basamağında biraz daha temkinli adımlar attı. Gözlerini bir an için kapattı ve geriye baktı. “Burası, güvenlik için korkuluğun gerekli olacağı yer değil mi?” diye düşündü. Ama o an, içindeki korkuyu biraz olsun bırakmaya karar verdi. Çünkü güvenlik, sadece dışarıda değil, içsel dünyada da sağlanmalıydı.
Mete ise, hızla yol alıyordu. Onun için her şeyin doğru sırasıyla yapılması gerekirdi. Ama Eylül ona doğru bakarken, bir şey fark etti. Güvenlik duygusu sadece korkulukla sağlanmaz, bazen cesaret de bu yolu tıpkı bir korkuluk gibi tutar. Yükseklere tırmanırken, onların arasında bir yer vardı. Bu, doğru noktada durma ve yavaşlamanın zamanıydı.
Sonunda O Korkuluk
Eylül, sonunda birkaç basamağı daha çıktı ve belki de bu kadar yüksek bir yerden korkuluğun gerekli olduğu zamanın geldiğini hissetti. Korkuluk, artık sadece bir fiziksel engel değil, aynı zamanda bir duygusal sınır olmuştu. Evet, her basamaktan sonra bir korkuluk gerekirdi, ama bu korkuluk sadece dışarıdan değil, içsel bir duygusal sınırdan da geliyordu. Mete biraz geride kalmıştı, ama Eylül’ün gözlerinde, o korkuluğa duyduğu ihtiyacın farkına vararak bir gülümseme belirdi.
Mete, “Bazen güvenlik sadece dışarıda değil, içimizde de olmalı, değil mi?” diye sordu. Eylül, ona gözleriyle teşekkür etti. Sonra birlikte son basamağa geldiler ve bir güvenlik sınırı oluşturmanın gerçek anlamını buldular.
Siz Kaç Basamaktan Sonra Korkuluk Gerekli Olacağını Düşünüyorsunuz?
Hikaye burada biterken, bir soru bırakıyorum: Korkuluk, hayatın her adımında gerçekten ne zaman gerekli olur? Ya da belki de korkuluklar, sadece fiziksel değil, duygusal ihtiyaçlarımızı da karşılar mı? Yorumlarda düşüncelerinizi paylaşın, belki bir merdivende kaybolan adımlarınızı birlikte buluruz.