Acaba Değil, Hangi Tekniği Örnek?
Kayseri’nin soğuk sabahlarına karşı oturmuş, kahvemi yudumlarken hâlâ aklımda dönüp duran bir düşünce var: Acaba değil, hangi tekniği örnek? Bu, geçtiğimiz günlerde yaşadığım bir olayın ardından içimde yankılanan bir soru. O olay, aslında en başından beri bir anlam arayışı gibiydi. Yaşadıklarımın içinde boğulurken, bazen öylesine kayboluyorum ki, sonra tek bir soru kalıyor geriye. İşte o soru, şu an olduğu gibi kafamda yankılanmaya devam ediyor: Acaba değil, hangi tekniği örnek?
Hayal Kırıklığı ve Beklentiler: İlk An
Her şey geçen hafta bir arkadaşımın düğününe davet alıp gitmemle başladı. Kayseri’de yaşamanın getirdiği o sakin ritimle, herkesin küçük dünyasında kendi hayatını kurma çabalarına tanık olduğum bir dönemdeydim. İnsanların yavaşça evlenmeye başlaması, onların hayatlarına dair beklentilerimin yükselmesine sebep olmuştu. O yüzden arkadaşımın düğününü büyük bir heyecanla bekledim.
O gün gelince, dışarıdan bakıldığında her şey mükemmel görünüyordu. Gelin, kuafördeki kadına bahsedilen detaylar ve damat, arkadaşlarıyla gülüp eğleniyordu. Ama içimde garip bir huzursuzluk vardı. İnsanlar ne kadar gülümseseler de, bir eksiklik vardı. İşte bu eksiklik, tam da o gün tanık olduğum bir durumdan kaynaklandı. O düğünde hayatımın en büyük hayal kırıklığını yaşadım.
Şok ve Sorgulamalar: “Acaba Değil mi?”
Düğün ilerledikçe, bir anda herkesin gözleri üzerinde kaybolduğum o sahne geldi. Gerçekten de, o anda anladım ki; her şey beklediğim gibi gitmiyordu. Davetli listesinde olması gereken kişi yoktu, ya da belki vardı da ben görmedim. Kayseri’nin küçük ama kalabalık düğünlerinde, herkesin birbirini tanıdığı bir ortamda, hiç beklemediğim bir şekilde yalnız hissettim.
İçimde bir soru belirdi, o sırada. Hızla içimden geçerken, sesimi çıkarmadım. “Acaba değil, hangi tekniği örnek?” Bunu sormak, yaşadığım hayal kırıklığının bir parçasıydı. Çünkü o tekniği, yani böyle bir durumda ne yapmam gerektiğini öğrenmiştim ama hayatta karşılaştığım somut bir örneği yoktu. Arkadaşımın düğününde, sosyal bağların zayıf olduğu bir noktada duraksadım. Aile üyeleri arasındaki mesafeyi hissettim. Belki de, bu tür anlarda insan yalnızca içindeki boşluğu görmekle kalmaz, o boşluğu her şeyin önünde hisseder.
Umut ve Yeni Bir Perspektif
O an, kendimi dışarı atmak istedim. Odaya gittiğimde pencerenin kenarına oturdum, dışarıda yağan yağmurun sesini dinledim. Kayseri’nin sokakları, yavaşça ıslanıyordu. Kafamda dönüp duran tek şey, “Acaba değil, hangi tekniği örnek?” sorusuydu. Ama sonra bir şey fark ettim. Bu soruyu kendime sormak, aslında hayatın bana sunduğu fırsatları yakalamama yardımcı oluyordu. Bazen kırılganlıklarımızla yüzleşmek, içimizdeki boşluğu kabullenmek gerekiyor. Yalnızca o zaman, başkalarıyla ve kendimizle gerçek bir bağ kurabiliyoruz.
Yavaşça yüzümde bir gülümseme belirdi. Belki de doğru soru, “Acaba değil mi?” değil, şu an ne yapmalıyım? olmalıydı. Bunu düşündüm, ve belki de bir şeyi fark ettim: O düğün, benim için hayatın bir tekniği gibiydi. Sadece yaşanan olaylardan değil, bu olayların bize öğrettiklerinden çıkarılması gereken bir ders vardı.
Bir yanda her şeyin mükemmel görünmesi, diğer yanda insanların yüzeysel ilişkilerle birbirlerinden uzaklaşması… Bu zıtlıkla barışabilmek, insanın gerçek olabilmesi için önemli bir adımdı. Düğündeki o eksikliği hissetmek, belki de bana bu adımı atma fırsatı vermişti. O yüzden, acaba değil, hangi tekniği örnek? sorusunun cevabını bulmuş gibi hissettim. Bu hayat, bir tekniği değil, tam da bu eksikliği anlamayı öğretiyordu.
Sonuç: İleriye Doğru Adım Atmak
Evet, işte şimdi, şu an bu yazıyı yazarken bile o soru dönüp dönüp kafamda yankılanıyor. Ama şunu fark ettim: Yaşadıklarımızda kendimizi kaybetmek, bazen başkalarının hayatlarında boğulmak, aslında bir öğrenme sürecinin parçasıymış. Şu anda o düğünde yaşadıklarımı daha iyi anlamamın, beni geleceğe hazırlayan bir yol olduğunu düşünüyorum. O eksiklik, şimdi bana bir şeyler öğretiyor.
Hikâyenin sonuna gelirken, bu yazıyı yazan kişi artık acaba değil, hangi tekniği örnek? sorusunu kendine sormuyor. O soruyu artık bir arayışa dönüştürüp, her anın içinde öğrendiklerini değerlendiren bir insan olarak bakıyorum. O günden bu yana, daha az kayboluyor, daha az üzülüyorum. Çünkü fark ettim ki, her eksiklik bir öğrenme fırsatıymış.