Kayseri’de Soğuk Bir Sabah ve Bekleyiş
Bunu da Okuyun: Jöh maaşları ne kadar ?
Kayseri’de sabahlar hep biraz sert başlar. Hava, yüzüne ince ince çarpan bir bıçak gibi olur bazen; ne tam acıtır ne de tamamen bırakır. O sabah da öyleydi. Perdelerin arasından sızan soluk ışık odayı tam aydınlatmıyordu ama telefon ekranı her zamanki gibi gözlerimi ilk çeken şey oldu.
Bankacılık uygulamasını açtım.
Boş.
Yine aynı boşluk hissi. Sanki sadece hesap değil, içim de eksilmiş gibi.
25 yaşındayım. Kayseri’de yaşıyorum. Günlük tutarım, bazen çok uzun yazılar yazarım, bazen sadece tek bir cümle: “Bugün de bekledim.” Ama o gün içimdeki cümle daha ağırdı. Çünkü aklımda tek bir soru vardı:
“Typ Li maaşları ne zaman yatacak?”
Bu soru son günlerde sadece bir merak değil, bir ritim olmuştu hayatımda. Sabah kalkınca, öğlen yürürken, gece uyumadan önce… Hep aynı soru.
Boş Bildirimler ve Sessiz Telefon
Telefonumdan gelen her bildirim sesi artık bir umut gibi çınlıyordu. Ama çoğu zaman ya bir haber uygulamasıydı ya da gereksiz bir reklam. Gerçek bir şey beklerken sahte şeylere bile sinirlenir hale gelmiştim.
Kendi kendime itiraf ettim o sabah: sabrım azalıyordu.
“Typ Li maaşları ne zaman yatacak?” sorusu artık sadece dilimde değil, zihnimde yankılanıyordu. Sanki biri sürekli kulağıma fısıldıyordu.
Evde sessizlik vardı. Annem mutfakta çay koyuyordu. Babam henüz uyanmamıştı. Kayseri’nin sabah soğuğu camlardan içeri sızarken, ben battaniyenin altında bir süre daha kaldım. Kalkmak istemiyordum çünkü kalkarsam gün başlayacaktı. Gün başlarsa beklemek daha da gerçek olacaktı.
Beklemenin Ağırlaşan Hissi
Bir süre tavanı izledim. İnsan bazen hiçbir şey yapmadan bile yorulabiliyor. İşte öyle bir andı.
Kafamın içinde aynı cümle dönüp duruyordu:
“Typ Li maaşları ne zaman yatacak?”
Bu sadece para meselesi değildi. Bu, planlanmış küçük hayat parçalarının yerli yerine oturması meselesiydi. Market alışverişi, faturalar, eve alınacak şeyler… Hepsi o beklenen günün içine sıkışmıştı.
İşe Gidiş Yolunda Düşünceler
Evden çıkınca Kayseri’nin soğuğu daha sert vurdu yüzüme. Otobüs durağında insanlar aynı benim gibi sessizdi. Herkesin kendi iç dünyasında bir bekleyiş vardı ama kimse kimsenin içine bakmıyordu.
Otobüs geldiğinde kalabalıkla birlikte içeri girdim. Cam kenarına oturdum. Camda buğulanmış bir dünya vardı dışarıda.
O an düşündüm: İnsan en çok beklerken yoruluyor.
Yanımdaki iki kişi konuşuyordu. Konu döndü dolaştı yine aynı yere geldi. “Yattı mı, yatacak mı?” cümleleri arasında kayboldum. Sanki şehirde herkes aynı sorunun farklı versiyonlarını soruyordu.
Ben ise içimden tekrar ettim:
“Typ Li maaşları ne zaman yatacak?”
Bu soru artık bireysel bir merak değil, kolektif bir sabırsızlık gibiydi.
Arkadaşlarla Kısa Bir Sohbet
İşe vardığımda birkaç arkadaşım daha erken gelmişti. Selamlaştık ama yüzlerde bir yorgunluk vardı. Kahve makinesinin önünde durduk.
Biri “Daha yatmadı mı?” dedi.
Diğeri “Bugün olur dediler ama…” diye ekledi.
Cümleler tamamlanmıyordu artık. Herkes yarım konuşuyordu sanki.
Ben sadece dinledim. Çünkü bazen konuşmak, içindeki belirsizliği daha da görünür yapıyordu.
İçimden geçen cümle yine aynıydı:
“Typ Li maaşları ne zaman yatacak?”
Ama bu kez içinde biraz kırgınlık da vardı. Sadece beklemek değil, belirsizlik de yoruyordu.
Umut ve Hayal Kırıklığı Arasında
Bir yandan “bugün yatacak” ihtimali insanı ayakta tutuyordu. Diğer yandan her geçen saat hayal kırıklığını büyütüyordu.
Umutla hayal kırıklığı arasındaki o ince çizgide gidip geliyordum. Bazen umut ağır basıyor, bazen hayal kırıklığı daha yüksek sesle konuşuyordu içimde.
Akşam Evi ve Aile
Akşam eve döndüğümde annem yine mutfaktaydı. Tencerenin kapağını kapatırken bana baktı.
“Bugün bir haber var mı?”
O an içimde küçük bir şey kırıldı. Çünkü anneme “yok” demek, sadece bir kelime değil, bir durumdu. Eksik bir günün özeti gibiydi.
“Henüz yatmadı,” dedim.
Başını salladı. Fazla konuşmadı ama gözlerinde anlamışlık vardı. Kayseri’de bazı şeyler konuşulmaz zaten, hissedilir.
Bazen düşündüm: İnsan sadece kendisi için değil, evinin sessizliği için de bekler.
Yine içimden aynı soru geçti:
“Typ Li maaşları ne zaman yatacak?”
Ama bu kez soru daha ağırdı. Çünkü sadece beni değil, evin planlarını da etkiliyordu.
Mutfakta Sessiz Bir Akşam
Akşam yemeği sessiz geçti. Televizyonda bir şeyler açık ama kimse gerçekten izlemiyordu. Herkes kendi düşüncesindeydi.
Ben çatalı her kaldırdığımda, zihnimde küçük hesaplar yapıyordum. Ne kadar kaldı, neye yeter, neyi ertelemek gerekir…
Bu yaşta insanın en çok yaptığı şey hesap yapmak oluyor sanırım. Sadece para değil, zaman ve umut da hesaplanıyor.
Bekleyişin Psikolojisi
Gece olduğunda odama çekildim. Gün bitmişti ama içimdeki bekleyiş bitmemişti. Defterimi açtım. Günlük yazmaya başladım.
“Bugün de bekledim.”
Sonra durdum. Bu cümle bana yetmedi.
Çünkü beklemek artık sadece bir eylem değil, bir ruh hali olmuştu. İnsan bazen beklerken kendini unutuyor.
Yine yazdım:
“Typ Li maaşları ne zaman yatacak diye düşünmekten günün nasıl geçtiğini fark etmedim.”
Kalem elimde ağırlaştı.
Umut Kırıntıları
Ama her şeye rağmen küçük bir umut vardı içimde. Belki gece, belki sabaha karşı yatacaktı. Belki de yarın her şey normale dönecekti.
İnsan garip bir şekilde umudu hep en son bırakıyor.
Telefonu elime aldım, tekrar banka uygulamasını açtım. Değişen hiçbir şey yoktu.
Ama yine de kapatmadım hemen. Birkaç saniye daha baktım.
O birkaç saniye bile insanın sabrını ölçüyordu.
Gece ve Sessizliğin İçinde
Kayseri geceleri sessiz olur. Ama o sessizlik bazen çok gürültülüdür. Çünkü kendi düşüncelerini daha net duyarsın.
Yatağa uzandım. Tavan yine sabahki tavandı ama ben aynı ben değildim.
Günün içinde defalarca sorduğum soru zihnimde son kez döndü:
“Typ Li maaşları ne zaman yatacak?”
Bu kez cevap aramıyordum. Sadece sorunun ağırlığını hissediyordum.
Gözlerim kapanırken, yarın için küçük bir umut bıraktım kendime. Büyük değil. Sadece günün biraz daha kolay geçmesini sağlayacak kadar.
Çünkü bazı günler insan sadece beklemeyi öğrenir.